hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ocak 2014 Çarşamba
Nazlı'nın Uyku Saati
Ne zamandır yazmadım. Bir süre kitap okuyamadık, hastalıklar vs derken, kitaplarla dolu günler çoktan geri döndüler. Artık eskisi gibi kahvaltıda bile kitap okuyor, okutuyor. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum. Yani bir işi yaparken kitap okumak. Gerçi kim sevmez ki yavaş yapılan bir kahvaltıda okunan dergiyi, kitabı. Bizimkini de o hesaptan sayıyorum. Bazı kitaplar için, özellikle de kapakçıkları olmayanlar için "ben bunu okuyamam ki" diyor. Okursun eşeksıpası..
El yazısı serisindeki kitapların çoğu 3,5 yaşa uygun değil ama Nazlı'nın Uyku Saati kitabı tam bize göre. Uyku saatini uzatmayı seven, oyuncaklarını toplamayı seven, bazen de hiç bir oyuncağını istemeyen, Duru'ya göre. Zaten kitabın adını da (tüm diğer kitaplarda olduğu gibi) Duru'nun uyku kitabı koydu. Nazlı kelimesi çıkmıyor ağzımdan. Nazlı'nın uyku saatinde oyuncaklarını tek tek yatağına alması ve nihayetinde kendisine yatacak yer kalmamasına dair bir hikaye. Bazen kendimi "Duru kendi kendine uyuyor" mesajı vermekle meşgul buluyorum. Gerçi benim kuzum, başında beklesek de kendi kendine de uyusa, sabahları gururla "Annee, biliyoo musun, ben kendi kendime uyuduum!" demeyi çok sever. <3 p="">
3>
4 Ekim 2013 Cuma
IKEA 2014 Kataloğu
IKEA kataloğunun bu bloga gireceğini gerçekten hiç düşünmemiştim! Ne zaman ki kapımıza bıraktılar ve ben, Duru'nun kitap okuduğu her fırsatta elime alıp da karıştırmaya başladıysam hemen geliyor, yanıma ya da kucağıma oturuyor, "Ben de bakıcaam." diyor ve inceliyor. "Bu bizde vaar.." "Aa bak, bu bizimkinin aynısıı!" "Anne, bu ne." "Napıyolar?" "Bundan istiyoom.. Anne.." diyor. Şu aşağıdaki koçtan ya da benim koç olduğunu sandığım şeyden istiyor. Adı Löjlig imiş.. Yeterince oyuncağımız var bence :/ Ama tabii birlikte gidersek ve biraz mızmızlanırsa neden olmasın! Hoop, sepete.
Benim merak ettiğim şey, bu oyuncaklar ne zaman Türkiye'ye gelecek! Çünkü geceleri bu rakuna ya da bu ayıya sarılmadan uyuyabileceğimi sanmıyorum! <3 p="">3>
10 Eylül 2013 Salı
Nohut Oda Bakla Sofa?
Temmuz ayındaki biricik yaz tatilimizde uykuya direnen ve kuduran Duru'ya aniden "Yaşlı bir nene varmış, evinde bir başına yaşarmış.." dedim ve devamında, ezberden hatırladığım kadarıyla Nohut Oda Bakla Sofa kitabını okudum. Aniden durdu ve büyük bir dikkatle dinledi.
Sahi, bizim Nohut Oda Bakla Sofa kitabımız nerede?!
Sahi, bizim Nohut Oda Bakla Sofa kitabımız nerede?!
28 Ağustos 2013 Çarşamba
Karşıtlar, Vücudum, Renkler - "Sen en çok hangisini seviyosun anne?"
En çok arabada okuyorduk bu kitapları. Çünkü çok oyalıyordu 1-2 yaşındaki Duru'yu. Tek tek gösterip isimlerini söylemek, tekrar tekrar okumak, sorular sormak, cevaplarını beklemek, tebrik etmek.. Evde de okuyorduk. Arabadan eve gelince sildiğimi hatırlarım çünkü çokca arabada yere düşerdi. Kaç kere okuduk, tahmin edemem. Bir keresinde Yusuf'un "Ahh.. Duru'cuğum, ben bu kitabı gerçekten okumak istemiyorum." dediğini hatırlıyorum. Hatta belki bir kaç kez "Nefret ettim bu kitaptan!" gibi şeyler de demiş olabiliriz.. Nasıl desem.. sayısız kez okuduk. İyi ki de okumuşuz. 2 yaş 3 aylıkken başladı seri konuşmalara. O zaman farkettik bu tür resimli kitapların faydasını.
Bu çocuk, ve diğer çocuklar.. Sizi kaç kez gördüm? Şuan on yaş daha büyük olsanız bile sizi yolda görsem tanırım! Kıvırcık saç yaparken sayfayı parmak uçlarımla tırtıklamam, kıvır kıvır yapmam, uzun saçları dipten uca parmak ucumla tarmam.. Hepsinin tırnak yapısını da diş yapısını da çok iyi biliyorum. Hangi eller gerçekten sağ, sol eller hangileri copy paste, onu da biliyorum!
Şu çorabın yukarda aşağıda olması hep garip geldi bana. Neyi öğreteceğim ki ben bununla çocuğa. Çocuk olmanın böyle muzip bir şey olduğunu mu yoksa yukarda aşağıda zıtlıklarını mı? Ayrıca yukarda mı ki? Çekili, düşmüş mü? Ne demeli? Her türlü anlamsız gelmez mi minicik çocuğa? diye düşünürdüm her seferinde. Hızlıca okuyarak geçtiğim bir kaç fotoğraftan biridir. En anlamsızı eski-yeni kavramları olacak diye düşünürdüm. Tabii büyüdükce anlamlı oluyor ama kitabı caart diye yırtan el kadar çocuğa eskiyi yeniyi anlatmak.. Anlamsız değilmiş, çok da güzel bir şeymiş! Ayrıca kapaktaki portakal sularının içerde olmamasına da her zaman gıcık olmuşumdur.
Bu çocuk, ve diğer çocuklar.. Sizi kaç kez gördüm? Şuan on yaş daha büyük olsanız bile sizi yolda görsem tanırım! Kıvırcık saç yaparken sayfayı parmak uçlarımla tırtıklamam, kıvır kıvır yapmam, uzun saçları dipten uca parmak ucumla tarmam.. Hepsinin tırnak yapısını da diş yapısını da çok iyi biliyorum. Hangi eller gerçekten sağ, sol eller hangileri copy paste, onu da biliyorum!
Renkler kitabı şuan yanımda duruyor. Ben ona bakıyorum ama o bana bakamıyor. Çünkü kapağının üzeri soyulmuş. Kapak var, baskısı yok.
Güncel not: Çok faydalıymış diyerek pazar günü yaban mersini aldım. Bir heves bu kitaptaki yaban mersini fotoğrafının yanına koydum ama işe yaramadı. Ne bekliyordum ki aslında. Aynısı diye yemesi mi lazım?
Renkler kitabındaki bir detay, koala ile hamsterın yan yana durması. Beni okurken heyecanlandıran, Bebek Koala ve Minik Hamster'ı çağrıştırdığı için de minik Duru'yu heyecanlandıran bir detay..
Bu aralar bu kitaplar tekrar evimizin içinde dolanıyor. Oturup okuduğu kitaplardan değil, daha çok "sen en çok hangisini seviyosun anne?" diye sormak ve "ben en çok bunu seviyoum, bunu seviyoum, şunu seviyoum bi de bunuu" deyişini dinlemek ve "ben de şunu seviyorum" diye cevap verince "hayiii, onu ben seviyoum. sen en çok hangisini seviyosun anne?" "..... "tamam, peki ben de kırkayağı seviyorum, hem de çok seviyorum >-< " demek için.
Kitaplar, iyi ki varsınız! * kalp kalp *
20 Ağustos 2013 Salı
Chu's Day aka Chu'nun Hapşuruğu
Epeyce zaman geçti. Tam iki kitap hakkında notlarımı yazıyordum ki kalakaldım. Ağaçlar hepimizin gündemine oturdu..
O zamandan bu zamana çokça kitap okuduk. Bazılarını tekrar tekrar okuduk. Yeni kitaplar aldım, eskileri çıkarttım. Kitaptan örülen duvarlarımızdan elemeler yaptım. Sayısını epeyce azalttım ama elediğim kitapları arşivleyecek yer bulamadım, kitaplık baktım. Eledim dediysem, elimizin altında az sayıda kitap olsun, doya doya inceleyelim, okuyalım, sonra arşivden yine az sayıda kitap seçerek şimdikilerle yer değiştirelim, böyle de devam edelim istedim. Arşivlenmeyi bekleyen kitap yığınını didiklemeye başladık bir kaç gündür. Yerlerinden kalkamadan hayatımıza geri döndüler..
Gelelim konuya, Chu'nun hapşuruğuna. Kitabın çıkacağı haberini aldığımda gözlerim lemur gibi büyüdü. İnsanın aklını başından alacak bir panda söz konusu. "Chu hapşurduğunda, çok garip şeyler olurdu." İlk cümlem böyle. Bu kitap da kısa sürede Duru'nun ezberlediği, kendi kendine kaldığında veya ben ona okumaya başladığımda eksiksiz ve hatasız şekilde ezberden okuyuveriyor. Eğer bana okuyorsa nasıl tatlı bir gülümseme ve hatta kıkırdamaktan cümlenin sonunu getirememe halleri.. Çocukların hafızası, neşesi.. Keşke tüm çocuklar anne babalarıyla temiz yataklarına uzanıp kitap okuyabilseler. Varsın bir tek kitabı olsun, farketmez. Ah.. bu dünyanın ihtiyacı olan şey mutlu büyüyen çocuklar..

Chu da öyle büyüyor. Anne babası endişeli ama o çok mutlu. Endişeliler çünkü Chu hapşurduğunda gerçekten garip şeyler oluyor. Gerçi kitap bad diyor ama ben garip demeyi istedim. Halbuki tuhaf kelimesini severim. Peki neden konuya giremiyorum? Galiba seni çok özelmişim be blog, lak laklara doyamadım.. Evet, garip şeyler oluyor, anne ve babası kadar Chu da durumun farkında. Çünkü Chu hapşurduğunda etrafındaki her şey bir tufana kapılmış gibi saçılıyor. Trenler, arabalar, dev sirk çadırı, filler hatta balinalar bile.
Sabah gittiği kütüphanedeki kitap tozunu farkedince annesi "Hapşuracak mısın?" diye soruyor. Chu cevap veriyor "Ha... haa... hayır!" Daha önce hapşu ve hayır kelimelerinin hem türkçe hem ingilizcede uyumlu olduğunu ve bu uyumun bir işe yarayacağını hiç farketmemiştim. Bu kitapta çok işe yarıyor. Hapşuracak mı acaba?
Bu kitap sayesinde öğrettiklerim;
- Kütüphanede sessizce kitap okunur
- Yemek yemeye gidildiğinde sessizce yemek yenir (saçmalık)
- Sirk diye dev bir çadır var ve burda aynı tiyatrodaki gibi gösteriler yapılıyor ve maalesef bu gösterilerde hayvanlar kullanılıyor ama durun bir dakika.. Zaten izlemeye gelenler de hayvanlar?
- İneğin memeleri var ve memelerinden bize süt verir (garip ama bu kitapta bu bilgi pekişti. bkz. havaya uçan kütüphane)
- "amma da.." tabiri. bkz Chu'nun gece yatağına yattığında "amma da hapşurdum be.." demesi. Burayı kendi okurken çok kıkırdıyor. Evet, evet komik ve yeni bir şey öğrendin ve bu tabiri kullanmak için sabırsızlanıyorsun eşeksıpası..
Kitabın yazarı ve illüstratörüne dair bilgilerin yer aldığı arka kısımdaki iki fotoğrafa da iyice bakıyor. Çünkü yazar panda ile illüstratör de iki zürafa ile fotoğraf çektirmiş. Ama gece okurken zürafaları bir türlü göremiyor.
Ben en çok Chu'nun, sanki şehri altüst eden o değilmiş gibi poposunu dönüp şak diye uyumasını seviyorum!

Ayrıca "Chu'nun akasına saayangoz saklanmış!"
Bu arada iki ay önce Duru 3 yaşına bastı! ^^ <3>3>
Gelelim konuya, Chu'nun hapşuruğuna. Kitabın çıkacağı haberini aldığımda gözlerim lemur gibi büyüdü. İnsanın aklını başından alacak bir panda söz konusu. "Chu hapşurduğunda, çok garip şeyler olurdu." İlk cümlem böyle. Bu kitap da kısa sürede Duru'nun ezberlediği, kendi kendine kaldığında veya ben ona okumaya başladığımda eksiksiz ve hatasız şekilde ezberden okuyuveriyor. Eğer bana okuyorsa nasıl tatlı bir gülümseme ve hatta kıkırdamaktan cümlenin sonunu getirememe halleri.. Çocukların hafızası, neşesi.. Keşke tüm çocuklar anne babalarıyla temiz yataklarına uzanıp kitap okuyabilseler. Varsın bir tek kitabı olsun, farketmez. Ah.. bu dünyanın ihtiyacı olan şey mutlu büyüyen çocuklar..

Chu da öyle büyüyor. Anne babası endişeli ama o çok mutlu. Endişeliler çünkü Chu hapşurduğunda gerçekten garip şeyler oluyor. Gerçi kitap bad diyor ama ben garip demeyi istedim. Halbuki tuhaf kelimesini severim. Peki neden konuya giremiyorum? Galiba seni çok özelmişim be blog, lak laklara doyamadım.. Evet, garip şeyler oluyor, anne ve babası kadar Chu da durumun farkında. Çünkü Chu hapşurduğunda etrafındaki her şey bir tufana kapılmış gibi saçılıyor. Trenler, arabalar, dev sirk çadırı, filler hatta balinalar bile.
Sabah gittiği kütüphanedeki kitap tozunu farkedince annesi "Hapşuracak mısın?" diye soruyor. Chu cevap veriyor "Ha... haa... hayır!" Daha önce hapşu ve hayır kelimelerinin hem türkçe hem ingilizcede uyumlu olduğunu ve bu uyumun bir işe yarayacağını hiç farketmemiştim. Bu kitapta çok işe yarıyor. Hapşuracak mı acaba?
Bu kitap sayesinde öğrettiklerim;
- Kütüphanede sessizce kitap okunur
- Yemek yemeye gidildiğinde sessizce yemek yenir (saçmalık)
- Sirk diye dev bir çadır var ve burda aynı tiyatrodaki gibi gösteriler yapılıyor ve maalesef bu gösterilerde hayvanlar kullanılıyor ama durun bir dakika.. Zaten izlemeye gelenler de hayvanlar?
- İneğin memeleri var ve memelerinden bize süt verir (garip ama bu kitapta bu bilgi pekişti. bkz. havaya uçan kütüphane)
- "amma da.." tabiri. bkz Chu'nun gece yatağına yattığında "amma da hapşurdum be.." demesi. Burayı kendi okurken çok kıkırdıyor. Evet, evet komik ve yeni bir şey öğrendin ve bu tabiri kullanmak için sabırsızlanıyorsun eşeksıpası..
Kitabın yazarı ve illüstratörüne dair bilgilerin yer aldığı arka kısımdaki iki fotoğrafa da iyice bakıyor. Çünkü yazar panda ile illüstratör de iki zürafa ile fotoğraf çektirmiş. Ama gece okurken zürafaları bir türlü göremiyor.
Ben en çok Chu'nun, sanki şehri altüst eden o değilmiş gibi poposunu dönüp şak diye uyumasını seviyorum!

Ayrıca "Chu'nun akasına saayangoz saklanmış!"
Bu arada iki ay önce Duru 3 yaşına bastı! ^^ <3>3>
16 Nisan 2013 Salı
Nohut Oda, Bakla Sofa
Bakla sofa.. Adı bu.
Kitabı açınca gördüğümüz ilk şey ise şu;
Bu sayfayı okuyarak başlıyoruz. İnek, inek, inek, ineek, keçi, keçi, keçi, keçii, domuz, domuz, domuz, domuuz, tavuk, tavuk tavuk, tavuuk.. Gülüşmeler..
Fakat bundan sonraki sayfanın solunda "Eski editörümüz Elke Lacey ve oğlu Fred'in anısına." notunu görünce içim burkuluyor.. Trafik kazası mıydı.. Ne önemi var.. Bir şey olmuş işte.. Sonra öykünün ritmik metinlerini okudukça, tonlamalar yapmaya ve yaşadığımız ana dönmeye başlıyorum.
Bu kitabı seviyorum dememin için bir sürü sebebi var. Birisi 'tuhaf' kelimesinin geçiyor olması. Ben 'tuhaf' kelimesini çok severim. "Tavuğu eve alayım ha? Tuhaf, ama belki işe yarar." Yarar, yarar.. Sen elindekilerin kıymetini bilmiyorsun ki neneciğim. Şu yaşına gelmiş, gül gibi evini beğenmiyor, huysuzluk ediyorsun. Yoksa ihtiyar dedeye mi aslıyorsun? O kısmından emin olamıyorum zira minik, benekli, pötikareli öykümüz mutlu sona eriştiğinde ihtiyar dedenin ellerini tutup ona teşekkür ederken, ihtiyar dede gözlerini gökyüzüne, uzaklara yöneltmiş, seramoninin bitmesini bekliyor..
Yaşlı hanıma "nene", ihtiyar adama "dede" diyorum. Bildiği kelimeleri kullanayım diye. Sanki "nohut oda, bakla sofa" ne demek, biliyor mu ki? Bilmiyor. Ama öğreniyor.
Bu kitabı seviyoruz. Hem hayvanlar var, hem dağınıklık, hem söylenmeler, hem yardımlaşmalar, hem elindekinin kıymetini bilmeler.. Hapşurmak bile var kitapta, Duru kendine dair bir sürü şey buluyor dolayısıyla.
İlk okuduğumuzda "ne güzel çevirmişler yaa.." demiştim. Arkasını çevirince (genelde olduğu gibi) kitabı yazana ve çizene değil de çeviriyi yapan Yıldırım Türker'e ithafen yazılmış metinleri okudum. Gerçi İclal Aydın'ınki Tostoraman'a ait.. :S
İlk okuduğumuzda "ne güzel çevirmişler yaa.." demiştim. Arkasını çevirince (genelde olduğu gibi) kitabı yazana ve çizene değil de çeviriyi yapan Yıldırım Türker'e ithafen yazılmış metinleri okudum. Gerçi İclal Aydın'ınki Tostoraman'a ait.. :S
22 Mart 2013 Cuma
The Tickle Book
Please be warned before you look - this is a very tickly book!
Bu sabah uyanır uyanmaz "gel seni kucakliicam.. seni çok öslediim.." dedikten sonra dün gece (her gece olduğu gibi) uyumadan önce okurken (neden bilmiyorum) tamamlayamadığımız Kipper'ı okumamı istedi. Milyonlarca kez okuduğum için ilgisini dağıtmaya çalıştım ama yok.. O illa Kipper'ı okumamı istedi. Okudum. Sonra kalktık. Benekli kitaplığından The Tickle Book'u çıkarttı ve kanepesine koyup okumaya başladı. Arada bir "anne baaak, yemek yiyollaa.. bak züvasa da geelmiş.. ooda ne va? kedi de geelmiş, bak bak kedi çok komiiik.." diyerek beni de dahil ettiyse de genelde kendi kendine okudu.
The Tickle Book, bizdeki en güzel hareketli kitaplardan biri, en güzel hareketleri olan kitaplardan biri. Evet, şuan her eklemi doğru çalışmıyor ama yine de iyi dayandı. Şaşırtan hareketleri var. Benim okumama hiç fırsat vermedi hep kendi okudu bu kitabı. Bakmalara doyamıyor, ne de olsa içi hayvanlarla dolu. Ben de Alex Scheffler'ı izlemekten memnunum doğrusu.
20 Mart 2013 Çarşamba
The Bear and the Bees
Aslında The Bear and the Bees de bir okula hazırlık kitabı olabilirdi ama bu kitabı özellikle okul sürecinde bizi motive etsin diye almadım. Rafta bırakılamayacak kadar güzeldi, ben de aldım. Arıların okuluna gitmek isteyen ve arıya benzemediği için okula kabul edilmeyen bir ayının kısa ve tatlı öyküsü. İtiraf ediyorum, kitabı hiç okumadım. Metinleri biraz uzun, ben kendi cümlelerimle okuyorum yine. Aslında oturup okumam gerek çünkü ödüllü bir kitap. 13 yaşındaki Ella Richardson yazmış bu kitabı. Tatlı bir anlatıma sahip olduğuna eminim ama biz bu aralar görsellerdeki detaylara dalıp, onları inceleyip, isimlerini verip (tanıdığı kişilerin isimlerini vermeyi kastediyorum), ne yaptıkları, nereye gittiklerine dair tahminler yürütmeyi sevdiğimizden, kitabı okumaya gerçekten fırsat olmadı. "A baak, annesi geemiş." "Baak, ötemeni (öğretmeni) geemiş, günaydın diyoo.." "Okula gidiyoo" "Şimdi oyun zamanıı".. Kusura bakma Ella, şimdilik böyle. *emeğe saygı*
Ayının okula girmesine izin verilmeyince oturup ağladığı bir sayfa var. O sayfada olan biteni kıvırmadan anlatıyorum, "Ayı , arıların okuluna gitmesine izin verilmediği için çok üzülmüş, ağlamış.." Kitaplardaki acıklı, korkutucu, üzücü betimlemeler ve görseller de lazım. Bunu bir süre önce kabullendim. Bir filmde söylüyordu "onlar çocukları gerçek hayata hazırlıyorlar." Doğru, kendi istediği olmayınca ağlayan çocuk, neden ayının ağlamasını kaldıramasın ki? Zaten güzel olan ayının çözüm üretmesi. Yani meşhur bir Türk çizgi film karakterinin yaptığı gibi mızır mızır ağlayıp, küsüp ortamdan uzaklaşıp, surat asmıyor. Ya da eline toplu iğneleri alıp arı okuluna geri dönmüyor. Aferim sana ayıcık.
Ayı, ertesi gün okula arı kılığında geldiğinde arılar bu işe önce çok şaşıyor. Biz de burada çok gülüyoruz. "Ayy, çok komik ooomuuş! Baksana anne, bak, bak, kanat taakmışş!" Sonra arılar da kostüm giymeye karar veriyor çünkü bu çok eğlenceli! Çiçekler, benekler, kalpler derken okul bir festival alanını andırıyor. İlk zamanlarda Duru o kısımdaki kostümlü arıları "anneleri gelmiş" diyerek gösterse de sonrasında onların öğrenci arılar olduklarını ve okulda bir eğlence, kutlama olduğunu anladı. Kostüm kelimesini çoktaan, Tonton Ayı Oyunu Kurtarıyor kitabından öğrenmişti. O kitap sayesinde evde az kostümlü eğlence yapmadık. Öyle çok özel kıyafetlerimiz yok ama teyzesinin diktiği güzel tütüsü, benim eskiden kot mont üzerine sıklıkla dolayarak dışarı çıkarken kullandığım eşarplarım, bir kaç şapka, bere bir küçük hasır sandıkta hazır bekler bizi. Aslında bu kitabı seçmemin sebeplerinden biri de yine Tonton ayıdır. Tonton ayı sayesinde ayıları da seviyor. Gerçi her çocuk gibi Duru'nun da sevmediği hayvan yok.
Çok tatlı, eğlenceli bir kitap. İç kapaklardaki böcek, çiçek, sinek, örümcek çizimleri üzerine de sohbet ediyoruz. Baştakiler okula gitmek için hazırlananlar, sondakilerse eve dönenler. Bir yusufcuk da var! <3
Ayrıca ayı ve arı kelimelerinin hem Türkçe hem İngilizce'de benzer olduğunu hiç farketmemiştim!
11 Mart 2013 Pazartesi
Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum
Annem, üzerinde biri büyük biri küçük tavşan çizimi olan ve "weißt du eigentlich, wie lieb ich dich hab?" yazan bir yastık kılıfı almış pazardan, bebek deterjanı ile yıkamış, iç minderini hazırlayıp bana süpriz yapmıştı. Tabii minder Duru'nundu ama aslında süpriz banaydı. "Ne yazıyormuş?" diye sormuştu. "Biliyor musun, seni ne kadar sevdiğimi?" diye çevirmiştim. Fena sayılmaz, buna da şükür. Nereden bileyim ilerde Duru 23'de (TRT Çocuk 23.numaraya kayıtlı olduğu için 'yiimiüç açç' der) 'Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum' diye bir çizgi film izleyecek ve biz ailecek hem içeriğe hem görsel şölene hayran kalacağız ve ben ancak çizgi filmi izleyince büyük tavşanın anne değil de baba olduğunu anlayacağım.. Her izlediğimde "daha ötesi olamaz" diye içimden geçirdim. Olur mu? Belki olur, ben nerden bileyim. Zaten konumuz çizgi film değil. Şimdi fark ediyorum ki uzun zamandır da izlemedik aslında. Ama kitabı her zaman bizimle.
Bir de babanın yükseğe zıplayıp kulaklarının ağaca değdiği sayfada bazen " baba korkmuş" diyor çünkü orda sahiden de baba tavşanın suratı bir başka türlü bakıyor.
Oyun oynarken, kitap ortada yokken hınzır, tatlı bir gülümseme ile ezberden söylediği ilk cümle şuydu "işte bu kadaa dedi baba taaşan.. vaay, amma da çook dedi küçük taaşan.." Sonra göz göze geliyoruz. Ben şaşkın, o hala hınzır, tatlı..
Bazen rutini veya krizi bozmak için bu cümleyi ben söylerim, işe yarar. Çok sık yapmıyorum çünkü bence bu ona ait bir şey.
7 Mart 2013 Perşembe
BENİM! Hayır, BENİM!
Hani şu iki yaş krizi var ya, hani adına kriz demememiz gereken, doğal olan süreç.. İşte o süreçte ben en çok paylaşma konusunda zorlandım, zorlanıyorum. Ne diyeceğim, nasıl ikna edeceğim, iki tarafı da üzmeden nasıl halledeceğim? Sonra bir bakıyorum halloluyor bir şekilde. Bazen bir taraf çok ağlıyor, bazen iki taraf birden çok ağlıyor, bazen tam kıyamet kopacak sanırken bir de bakmışız ki tatlı tatlı konuşmaya, sarılıp kucaklaşmaya başlıyorlar! Duru ve Defne kuzenler, yaşıtlar. Bazı özellikleri çok farklı, bazı özellikleri çok benzer. Tıpkı bu kitaptaki ikizler, Nazlı ve Aslı gibi. Paylaşmayı nasıl öğretirim derken rastladığım güzel kitap. "Menimmmm!" diye bağırmanın doğal bir şey olduğunu gösteren kitap.
Nazlı ve Aslı'nın sevdiği ve sevmediği çoğu şey farklı, hatta zıt. Ortak özellikleri ise oyuncak tavşanları Uzun Kulak. Uzun kulağı paylaşamıyorlar bir türlü. Bir gün anneannelerine doğru giderken çekiştirmekten kopuveriyor kulakları tavşanın. Bu arada Duru tavşan oyuncakları çok seviyor bu aralar.. Koparılan kulakları diken ve orta yolu bulan, paylaşmayı öğreten anneanne karakteri de bize çok uyuyor. Bazı günler Nazlı, bazı günler Aslı oynuyor uzun kulaklı tavşanla. Pazar günleri ise birlikte oynuyor, çadır kuruyorlar. Çadır da pek popüler bir süredir bizde. Sonunda tavşanın kulaklarını tutarak uyuyakalıyorlar. İşte bu da bize yakın bir durum.. Seviyor bu kitabı. Ben de seviyorum..
27 Şubat 2013 Çarşamba
Tavşanlı kitaplar
Evde üç tane oyuncak tavşan var. Üçü de Bilge ablasının. Bir şekilde aldı, eve getirdi. "Bu benim taaşanım. Bunu ben aldım." deyip duruyor. Arada bir "bu Biige'nin taaşanı" dese de şimdilik bizim misafirlerimiz onlar. O tavşanları çok sevdiği için ben de bir ay önce bu iki kitabı almıştım. Bayılacak, çok sevecek sandım ama "okumaaa, istemiyoooom!" dedi durdu. Taa ki bu güne kadar. Bugün uyandığında ona iki bez tavşanla günaydın dedim. İsimleri hemen baba tavşan ve anne tavşan oldu. Bugün kaç kez "mavi tavşan" lafını duydum bilmiyorum. Nihayet akşam tavşan kitaplarını çıkarttım. Kanepeye uzandık. Üşüdüğüm için üzerime çektiğim örgü battaniye, çadır oldu. "Tavşanlı kitabı okuyayım mı?" dedim, "Oku!" dedi. Oh.. niyhayet...
Disney tavşanlarının hikayesi "I Love You, My Bunnies" sevgi dolu bir kitap. Okurken bol bol öptüm. İnsanın elinde değil. "Tontiş", "pofidik" gibi kelimeler bu tavşanlar ve öyküleri için geçerli. Anneleri yavrularını uyandırıyor, besliyor, minik dili ile temizliyor.. Minik tavşanlar da onlara özenle bakan annelerine bir sürpriz hazırlamaya karar veriyorlar. Sepet örüp içini çiçek ve böğürtlenle dolduruyorlar. Böğürtlenler toplanırken çoktan o dünyaya girmiş oluyor insan. Bu dünyada doldurduğumuz kötülüklerden tamamen kopuyor..
Disney tavşanlarının hikayesi "I Love You, My Bunnies" sevgi dolu bir kitap. Okurken bol bol öptüm. İnsanın elinde değil. "Tontiş", "pofidik" gibi kelimeler bu tavşanlar ve öyküleri için geçerli. Anneleri yavrularını uyandırıyor, besliyor, minik dili ile temizliyor.. Minik tavşanlar da onlara özenle bakan annelerine bir sürpriz hazırlamaya karar veriyorlar. Sepet örüp içini çiçek ve böğürtlenle dolduruyorlar. Böğürtlenler toplanırken çoktan o dünyaya girmiş oluyor insan. Bu dünyada doldurduğumuz kötülüklerden tamamen kopuyor..
Küçük Tavşan kitabı.. Bu illüstrasyonlara bakıp almamak mümkün değildi. Baskı kalitesi yüksek olmasa da görseller çok değerli. Fakat metinler çok kopuk. Sanki arada sayfalar yırtılmış, atılmış.. Bilemedim. Neden böyle? Öykü yok, yazılar var. Uydurarak okudum. Sonra? Sonra I Love You, My Bunnies'i tekrar okumamı istedi.
13 Şubat 2013 Çarşamba
Kipper
Heathrow havalimanından yaptığım son dakika kitap alışverişlerinden biri. Kitapları seçerken sakindi ama kasada beklerken sakızları deviren, dağıtan ve kucaklayıp geri vermek istemeyen Duru ile alışverişi tamamlamak biraz zor olmuştu. Dökülenleri yerleştirdikten sonra nezaketen bir paket sakız alarak kasiyer kadına sempatik görünmeye çalıştık. Nazikti ama biz gidince sevindiğine eminim.
Sevgili Kipper.. En güzel uyku kitaplarımızdan birisin. Bir gece uyanıp, uzun uzun ağladığı bir krizde Duru'yu kendine getiren, sakinleştiren ve nihayetinde salondaki kanepede kucağımda uykuya dalmasını sağlayan sendin. Şimdiye kadar defalarca okudum seni. Kusura bakma, metinlerine sadık kalmadım hiç. Kendime göre ritmik, eğlenceli kısa cümleler yazdım. Her seferinde inan, son sayfanda inan ben de uyuyakalacaktım. Her hayvana tek tek şşşşşhhhhhhhh... dedirttim Kipper uyuduğunda. Şşşhhh'ler sanki birer oommm oldu. O nasıl bir huzurdur.. Dünyadaki en güzel yeşil tırtıl bu kitapta. En yamuk gözlü koyun da öyle. En tatlı kuşları da.. Seviyorum ama kimi? En tatlı birisini.. <3
Son sayfadaki kitap tanıtımlarına bakıp "Munu okk" derdi henüz 2 yaşından iki ay almıştı. Şimdi "Bu bizde yok, bu bizde yok... bu bizde yok, bu bizde vaaar! Bak, aanısııı!" diyor kitabın kapağını çevirip göstererek. <3
Sevgili Kipper.. En güzel uyku kitaplarımızdan birisin. Bir gece uyanıp, uzun uzun ağladığı bir krizde Duru'yu kendine getiren, sakinleştiren ve nihayetinde salondaki kanepede kucağımda uykuya dalmasını sağlayan sendin. Şimdiye kadar defalarca okudum seni. Kusura bakma, metinlerine sadık kalmadım hiç. Kendime göre ritmik, eğlenceli kısa cümleler yazdım. Her seferinde inan, son sayfanda inan ben de uyuyakalacaktım. Her hayvana tek tek şşşşşhhhhhhhh... dedirttim Kipper uyuduğunda. Şşşhhh'ler sanki birer oommm oldu. O nasıl bir huzurdur.. Dünyadaki en güzel yeşil tırtıl bu kitapta. En yamuk gözlü koyun da öyle. En tatlı kuşları da.. Seviyorum ama kimi? En tatlı birisini.. <3
Son sayfadaki kitap tanıtımlarına bakıp "Munu okk" derdi henüz 2 yaşından iki ay almıştı. Şimdi "Bu bizde yok, bu bizde yok... bu bizde yok, bu bizde vaaar! Bak, aanısııı!" diyor kitabın kapağını çevirip göstererek. <3
10 Şubat 2013 Pazar
Benim Okyanus Maceram
Fazla erkenden aldığımı kısa sürede anladığım, zamanla kendi kendini yok eden kitap. Aslında parçalanmaya pek müsaitmiş gibi durmuyor ama meğerse 16 aylık çocuğun parçalaması için çok müsaitmiş. Kitapçılarda görünce hala tedirgin oluyorum. İçimde bir fısıltı "yırtmasaydı keşke, güzeldi, bakardık, okurduk.. daha yeni almıştık.." diyor sanki. 4-6 yaşa daha uygun olduğunu düşünüyorum..
Harrr! Harrr! ve Biip! Biip!
Kitapçılardaki fiyatından daha uygun olduğu için internetten sipariş etmiştim bu iki kitabı. Kasım 2011'de yani Duru 16 aylıkken. Uzun süre hem evden hem arabadan eksik olmadılar. Özellikle arabayla giderken yeterli diyebileceğim bir süre meşgul ediyordu Duru'yu. Sanırım kapakçıkları yırtılmayan başka kitapları olmadı. Bu konuda yayınevini tebrik etmek isterim. Uzun perde kapakçığı kırıldı ama yırtılmadı. İtina ile sakladı arkasındakini.
İçinde öykü olmamasına ramen uzun uzun okuduğumuzu, başta sadece izlerken kısa sürede hayvanların seslerini öğrendiğini hatırlıyorum. Sorduğumuzda yılanın tıslamasını, aslanın kükremesini söyleyivermişti. En geç baykuşun uug uug demesini öğrenmişti. Sanırım biz de kitapta yazmasına ve ses çıkartmasına ramen baykuşun aslında nasıl seslendiğinden emin olamamıştık. Harrr! Harrr! kitabında hayvanlar, Biip! Biip! kitabında ise taşıtlar saklanıyor. Şimdi merak ettim de kitapları ortaya çıkartsam acaba yine ilgilenir mi? Pek uzun süreceğini sanmıyorum ama tatlı bir nostalji olabilir..
31 Ocak 2013 Perşembe
A Lark in the Ark
A Lark in the Ark kitabını okuma fırsatım olmadı. Sadece bir kez gösterdim, okudum diyemem. Sonrasında hep kendi okudu. Genelde uyku saatinde "anne men eemal yiycem" veya "anne meyme suyuu" diyerek uykuyu geciktirdiği ve 'olur ya belki ben de peşinden aşağı inerim de bu iş biraz daha uzar' ayağına girdiği zamanlarda "Tamam, sana elma getireceğim. Dilimleyeyim mi yoksa kocaman mı yemek istersin? Ben gelene kadar sen de bu kitabı okumak ister misin?" diyerek kitabı veriyorum. O da kendi kendine yüksek sesle okuyor. Genelde bir ayak, diğer dizin üzerinde.. Seviyor, ne de olsa çeşit çeşit hayvanlar ve kapakçıklar var.
Yağmurlu bir günde Nuh, hayvanlara saklambaç oynamayı teklif ediyor. Yüze kadar saydıktan sonra karısı ile aramaya başlıyorlar. Eğlenceli bir süreç. Örneğin banyonun kapısını açınca havluya sarılmış bay ve bayan baykuşu görüyorlar. Arkada da küvet ve duş perdesi görünüyor. İki sayfa sonra da duş perdesinin arkasındaki bay ve bayan panda "bizi unutmayın!" diye sesleniyorlar. Gardrobun içindeki keçiler, asılı olan takım elbiseleri giymişler, asılıyorlar. Şapşal görünüyorlar. Onlara bakarken yan taraftaki kurbağaları farketmiyorsunuz bile. Her pencerede hayvanlar yok. Buzdolabının kapağını açınca buzdolabının içini görüyoruz mesela. Bu çok mantıklı! Bir kapakçıktan minik kekler, bir diğerindense güneş çıkıveriyor. Ve son sayfada tüm mürettebat toplaşıp ailecek hatıra pozu vermeyi de ihmal etmiyorlar. O sayfadaki kapakçık kocaman, tam bir gemi! Fon kartonu üzerine pastelle yapılmış illüstrasyonlar ise çok tatlı. Seviyorum, seviyor, seviyoruz..
29 Ocak 2013 Salı
Hide and Seek, Kittens
Hemen her çocuk gibi kedileri çok sever. Almam için adının Kittens olması bile yeterli gelebilirdi. Lakin içini de görmeden aldım. Büyük boy, ciltli bir kitap. İllüstrasyonları çok tatlı. Her sayfada ufak dokun-hisset alanları var. Ve saklanan kedileri ararken kaldırabileceği küçük kapaklar. Sadece kediler de yok içinde, ağaçtaki sincabın kuyruğunun tüylerine dokunmak da tatlı bir detay bence. Sorular sorup kedileri bulduran, "çizgili kedi", "benekli kedi", "turuncu kedi" gibi sorularla farklılıkları da öğreten tatlı bir kitap.
Etiketler:
hareketli kitap,
hayvanlar,
pop-up,
usborne
28 Ocak 2013 Pazartesi
Good Night Baby
Tam bir mini mini bebek kitabı. Hani minik bebeğinizin kitaplara ilgi duyduğunu düşünüp bebeğinizi güvenli bir şekilde oturtur, karşısına geçip tatlı bir sesle kitabınızı okursunuz da bebeğiniz sayfanın bir ucundan tutup caaart diye koparıverir ya. İşte bu kitap tam o anlara göre bir kitap! Kitabın her sayfasında bir anne çiftlik hayvanı bebeğine sesleniyor. Uyku zamanı geldiğini söyleyip onu yanına çağırıyor. Siz de renkli kurdelanın diğer ucundaki bebek hayvanı alıyor, annesinin önündeki göze koyuyorsunuz. En son sayfada da bir anne, bebeğini çağırıyor yatağa.
Kasım ayında almıştım kitabı. "Koparacak, yırtacak" diye korkarak okurken bir de baktım ki Duru hiç ilgilenmedi. "Sanırım bu fazla minik bebek kitabıymış" dedim ve aylardır olduğu yerden almadım. Taa ki bugün akşam yemeğinde yeğenim Bilge bana ilk İngilizce-Türkçe çevirisini yapana kadar. Her sayfayı tatlı tatlı Türkçe'ye çevirerek okudu. "O okuduktan sonra da Duru tek tek bebekleri anneleriyle buluşturdu...." demek isterdim ama tek tek tüm sayfalara baktı ve tüm bebekleri toplayıp ilk sayfadaki ahıra doldurdu. Sonra da son sayfaya bakıp "Annesi bebeği sepeete koyuyo.." dedi ve bebeğin beşiğini caaart diye yırttı. <3
Kasım ayında almıştım kitabı. "Koparacak, yırtacak" diye korkarak okurken bir de baktım ki Duru hiç ilgilenmedi. "Sanırım bu fazla minik bebek kitabıymış" dedim ve aylardır olduğu yerden almadım. Taa ki bugün akşam yemeğinde yeğenim Bilge bana ilk İngilizce-Türkçe çevirisini yapana kadar. Her sayfayı tatlı tatlı Türkçe'ye çevirerek okudu. "O okuduktan sonra da Duru tek tek bebekleri anneleriyle buluşturdu...." demek isterdim ama tek tek tüm sayfalara baktı ve tüm bebekleri toplayıp ilk sayfadaki ahıra doldurdu. Sonra da son sayfaya bakıp "Annesi bebeği sepeete koyuyo.." dedi ve bebeğin beşiğini caaart diye yırttı. <3
21 Ocak 2013 Pazartesi
First Thousand Words in English
Etiketler:
çiftlik,
ev,
hayvanlar,
usborne,
yeni kelimeler
Cockatoos
Bir kaç gün önce aldığım kitap, bugün bizi çok eğlendirdi. Üst üste okumamı istedi. Her gün aynı rutini yaşayan profesör, sevgili papağanları tarafından tongaya düşürülüyor. Muzip bir kitap. Okurken tonlamalar ve şarkılarla muziplik katmak, size kalmış. Önceki gün bir parça opera izlediği için Profesör Dupont'un günaydın deyişlerini opera gibi okuyarak güldürdüm Duru'yu. Saklanan papağanları fısıltıyla, tek tek bulduk ama Profesör Dupont'a söylemedik. Papağanlardan birinin başının öne eğik olduğunu görünce "annesini çaayo." dedi. Anne papağan olarak da benekli iri papağanı uygun gördü. Defalarca daha okuyacağımıza inandığım, harika bir kitap.
Bu arada görseller bana ait değil. Ah, bunu biran önce telafi etmek istiyorum!
Bu arada görseller bana ait değil. Ah, bunu biran önce telafi etmek istiyorum!
24 Eylül 2012 Pazartesi
Elmer'in Karşıtlar Kitabı
Elmer'e "Elmer" demeye başladı. Elmer'in Karşıtlar Kitabı, Duru'yu çok eğlendiriyor. Okurken ben de eğleniyorum çünkü Elmer'i seviyorum. Hızlı koşan kaplanın hızını parmaklarımı kitaba hızlıca, koşar gibi ritmik vurarak gösteriyorum. Fısıldayan maymunları ise Duru'nun kulağına fısıldayarak taklit ediyorum. Son sayfadaki siyah beyaz Vilbur yorumuna bayılıyorum!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























